Bismihi Teâlâ!
Âlemlerin Rabbi olan Allah, bir ayetinde şöyle beyan ediyor: Yemin olsun, insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahudiler ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da: “Hıristiyanlarız” diyenleri bulursun. Bu, onlardan papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekten büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Mâide 5: 82)
Ancak “Ben Müslümanım” diyen iktidarların çoğu, Hıristiyanlardan çok Yahudilere sevgi beslemişlerdir. Bunun birçok sebebi olsa da, üç temel nedeni vardır:
a-)İktidarların aşırı dünya hırsı, kahramanlık, şan, şöhret nedeniyle Hıristiyanlara karşı savaşmaları,
b-)Cahil yönetici iktidarlarının meşruiyetini onaylayan belam zihniyeti,
c-)Yahudilerin bir devletinin olmaması ve mazlum postuna bürünmeleridir.
Yahudiler ise, Müslümanlardan çok, Hıristiyan iktidarlarla işbirliği yapmışlardır. Bu zalim fesat güruh, her dönem iktisadi üstünlükleri nedeniyle, dünya menfaatini düşünen iktidar müntesiplerini tuzaklarına düşürerek kolayca avlayabilmişlerdir.
500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi Müdürü Nisya İşman Allovi CNN Türk’e
verdiği röportajda, 31 Mart 1492’de İspanya Kralı II. Ferdinand ve Kraliçe I. İsabel, Yahudilerin Hristiyanları kendi inançlarından döndürmeye çalıştıkları nedeniyle İspanya’yı dört ay içinde terk etmelerini ya da altı ay içerisinde din değiştirmelerini emreden Elhamra Kararnamesini imzaladılar.
Yahudilerin İspanya’dan göç ederken de sahip oldukları altın, gümüş vb. değerli eşyalarını yanlarına almaları yasaklandı. Kararnameye göre bu kurallara uymayanlar, bu süre zarfında ülkeyi terk etmeyenler ve onlara yardım edenler ölüm cezasına çarptırıldı.
Bu tarihte Osmanlı padişahı olan II. Beyazid, Piri Reis’in amcası Kemal Reis’in kumandasındaki kadırgalar İspanya’ya gönderilerek 150 bin Yahudi Osmanlı topraklarına yerleştirdiler. Ancak daha sonraları, Osmanlı Devletinin parçalanmasından da önemli rol aldılar.
Başka bir makalemde işaret ettiğim gibi, Allah nezdinde lanetlenen bu Yahudi zalimler, üç kez aptal ve dünya düşkünü Hıristiyan iktidarları kullandılar:
a-)İsa (a.s.)’nın, Roma iktidarının halkına uyguladığı ağır vergi sitemine, Yahudi otoritelerinin fahiş faiz sömürüsüne ve toplumdaki zulme karşı kıyamından rahatsızlık duyan Yahudilerin kışkırtması sonucu, İsa’nın öldürülmesine karar verdiler. Ancak Allah Teâlâ, Yahudi-Hıristiyan iktidar işbirliği tuzaklarını
bozarak, onu öldürmediler.
b-) II. Dünya Savaşı 1 Eylül 1939-2 Eylül 1945 yıllar arasında yapıldı. Sözde bu savaşta, Adolf Hitler’in Yahudilere karşı katliamı sonucu ve Yahudilerin devlet kurma hayallerine İngiltere önayak olarak diğer devletlerin desteğiyle Filistin topraklarına yerleştirdiler. Bu yerleşme kolay olmadı. Yahudilerin siyasi önderleri ve zengin sermaye sahipleri, Batılı siyasi iktidarları yanlarına alarak bu topraklara sahip oldular. Türkiye Devleti, bu gaspçı ve fesat güruhu ilk tanıyanların arasında yerini aldı.
c-)7 Ekim 2023’de Hamasın şanlı kıyamıyla beraber, Siyonistler Batının ve halkı Müslüman olan büyük coğrafyanın hain iktidarları her türlü desteklerini vererek, tarihte eşine rastlanmayan katliamlarını hala sürdürüyorlar. Bu katliama, zalim tağutlar ortaktırlar. Siyonistlerin bu son katliamı; Siyonist sermayesi, medyası ve siyasi etkinliğinin siyasiler üzerindeki baskısı neden oldu.
Bu zalim Siyonist olan Yahudiler, ilk günden bugüne dek, hem Hıristiyanları ve hem de Müslüman halkı düşman olarak bilirler. Buna istinaden bu fesat yuvası dünya menfaatleri için hem dinlerini bozdular; hem Hıristiyanlığı ve hem de İslâm’a alternatif bir İslâm ile dinin genlerini değiştirdiler. Ebu Hureyre, Kabul Ahbar ve münafıkların işbirliği sonucu, önce Ehl-i Beyt (a.s.) saf dışı edildi. Düşünmeyen ve Yahudi zihniyeti gibi dünyayı ilâh
bilen siyasi iktidarlar, onların safında yer aldılar. Böylece dünyevi hedeflerine bir nebze de olsa uyanışı onların sinsi planlarını bozdu. Savaş hala devam ediyor ve devam edecektir. Sonunda İlâhî va’ad galip gelecektir. (Enbiya 21: 105)
Birkaç ayeti celile ile İsa (a.s.)’nın Mehdi (a.s.) ile geleceğini müjdeleyelim: Ve: “Muhakkak biz Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” sözleri sebebiyledir. Onu öldürmediler ve onu asmadılar, fakat (öldürdükleri kişi) onlara benzer olarak gösterildi. Gerçekten onun hakkında ihtilafa düşenler, onun hakkında mutlaka bir şüphe içindeler. Onların bir zanna tâbî olmaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesinlikle öldürmediler.(Nisâ 4: 157) Hayır; Allah onu kendisine yükseltti. Allah Aziz’dir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Nisâ 4: 158)
Yahudi sermayedar çevreleri ve hain Roma iktidar işbirliği, İsa (a.s.)’nın asılmasına karar verdiler. Ancak Allah Teâlâ, onların şeytani tuzaklarını bozarak onu benzerini astılar. Sonunda da ihtilafa düştüler ve İsa (a.s.)’yı ilahlaştırdılar. Bu, iktidar ve belam’ların işbirliği sonucuydu. Halkları ise, “büyüklerimiz daha iyi bilir”(!) zannıyla, sadece kabul etmek mecburiyetinde kaldılar.
Bu bozulma ve ihtilaftan sonra üçlü teslise iman ettilerse de, Allah
Teâlâ, böyle bir inancı şirk olarak niteler. Şüphesiz, Allah’ın yanında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi o da hemen oluverdi.(Âli İmrân 3: 59) Ey Kitap Ehli, dininiz hakkında haddi aşmayın. Allah’a karşı hakk/doğru olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın Rasûlü ve O’nun kelimesidir. Onu Meryem’e ilka etti/gönderdi ve O’dan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve O’nun rasûllerine iman edin; “üçtür” demeyiniz. (Bundan) vazgeçin, sizin için hayırlıdır. Allah, sadece tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde olanlar O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. (Nisâ 4: 171)
Bu, böyle mi devam edecek? Hayır. Konuyla ilgili olarak âlemlerin Rabbi şöyle beyan ediyor: Yemin olsun, Kitap ehlinden (her biri,) ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir. Kıyamet günü o, onların üzerinde şahid olacaktır. (Nisâ 4: 159) Elbette o, (gelecek o) saati için bir ilimdir. Öyleyse onun hakkında sakın şüphe etmeyin ve bana tâbî olun. Bu, dosdoğru yoldur. (Zuhrûf 43: 61)
Âlimlerin çoğuna göre ayette geçen “o”, İsa (a.s.)’dır ve gelecek olan saat ise, Kâim (a.s.)’dir. Zira içinde “saat”
olarak geçen her ayet, kıyamete değil, Mehdi (a.s.)’ye işarettir. Bazıların inatla ve ısrarla “saat” kavramını “kıyamet” ile yorumlamak ve İsa (a.s.)’nin öldüğünü söylemek tamamen yanlış ve ilim ehline yakışmayanıdır. Yukarıda verdiğimiz son üç ayet, doğruya vurgu yapıldığı ve İsa (a.s)’nın Kâim ile beraber geleceği, gün gibi apaçıktır!
İran milletinin zaferi mübarek olsun. Kaim’in (a.f.) ayak seslerini duyuyor gibiyim. Allah’ım! Ebedi inkılabın gelmesi için say gösteren bütün hizmetkârları gönülden kucaklıyorum! Allah’ın selâmı, İmamı sevenlerin üzerine olsun!