0
Sunday 26 April 2026 - 06:47

A’râftaki rical - Türkçe

Story Code : 1276848
A’râftaki rical - Türkçe
   Bismihi Teâlâ!
        Allah Teâlâ şöyle beyan ediyor:
        İkisi arasında bir perde ve A’râf üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: “Selâm sizin üzerinize olsun” derler ki onlar, henüz oraya girmediler (ama girmeyi) isterler, ümit ederler (A’râf 7: 46).
        Bakışlarını ateş halkına çevirdikleri zaman: “Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma” derler.(A’râf 7: 47)
        A’râf üstündeki adamlar, onları simalarından/  yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen bazı) adamlara dediler ki: “Ne zengiliğiniz, ne sizin topladıklarınız, ne (de) istikbarınız/kibirlenmiş olduğunuz şeyler size bir fayda sağlamadı.” (A’râf 7: 48)
        “Allah’ın onlara bir rahmet ulaştırmayacağına yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennetliklere de) Girin cennete. Size (hiçbir) korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” (A’râf 7: 49)
         Ateşin halkı cennet halkına seslenir: “Bize (içtiğiniz) sudan ya da Allah’ın sizi rızıklandırdığı o şeylerden aktarın.” (Müminler) Dediler ki: “Şüphesiz Allah, (her) ikisini (de) kâfirlere/inkâr edenlere haram kıldı.” (A’râf 7: 50)
        Onlar, kendi dinlerini eğlence, oyun-oyalanma (ve geçim kaynağı) edindiler. Dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve bizim ayetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse, biz de bugün onları unuturuz. (A’râf 7: 51)
        A’râf, cennet ile cehennem arasındaki yüksek tepelerin olduğu yerdir. Bütün insanlar burada toplandıktan sonra yüksek tepelerin üstündeki rical/adamlar, izin verdikten sonra, ateş ehli ateşe, cennet ehli de cennete sevk olunacaklardır.
        Bu an, dehşet ve korkutucu bir andır. Öyle bir an ki, tüyleri diken diken eden ateş sahnesi, diğer tarafta gurur, izzet ve sonsuz sevinç veren cennet sahnesi. Herkes beklemede. Yüksek tepelerin üzerindeki adamlar, Allah’ın izniyle, cennete girecek olanlara: “Selâmun aleykum/selâm sizin üzerinize olsun” diyecekler. Çünkü onlar, cennetlikleri ve cehennemlikleri tanıyacaklar.
        Artık geçici dünya hayatı son bulmuş, Âdem(a.s.)’den son gününe dek bütün insanlar, A’râf meydanında hazır beklemektedirler. Dünyada yaptıklarının karşılığı olarak ebedi hayattaki mekânlarına sevk etmek için.
        Saflar ayrılmış. Her iki taraf beklemede. Cennete girmeye umutlu olanlar; bakışlarını ateş ehline çevirirler ve “ Ey Rabbimiz, dünyada biz bunlarla beraberdik. Artık bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma” derler.
        Ricalin selâmından sonra, cennetlikler sürür içinde. İşte en büyük kurtuluş o an. Ve amel defterini sağdan alacak olanlar, bunlardır. Ne mutlu onlara!
        Zalimler ve tebaaları olan avaneleri için o an, zor bir andır. A’râf’ın üstündekiler, ileri gelen zalimleri yüzlerinden tanıyacaklar ve kısa bir açıklama ile gerçek kimlikleri ortaya konulacak ve: “Zenginliğinizle, toplayıp- biriktirdiklerinizle, işgal ettiğiniz makamla, sizi saptıran ilminizle, aldatılan ve aptallaştırılan halkınızın alkışlarıyla kibirlenip çalım satanlar sizler değil misiniz? Üstelik sarayda beslediğiniz bel’amlarla Rabbani ayetleri tahrif ederek, ilâhî ve nebevi dine karşı din üreten, mazlumların haklarını gasp ederek sömürenler siz değil misiniz? Siz dünyadayken bizi unuttuğunuz gibi, bugün de biz, sizi unuttuk. Atın bu zalimleri, alevli ateşin içine!” Bu zalimler, dünya hayatında alaya aldıkları müminlere: “ Bize içtiğin sudan ve Allah’ın sizi rızıklandırdığınız şeylerden aktarın” yalvarıp duracaklardır.
        Esas konumuzun nirengi noktası ve A’râf üzerindeki rical kimlerdir?!
       Dünya bir imtihan yeridir. İmtihanı kimlerin kazandığına şahitler gerekli. İşte bu şahitler, A’râf ricalidir. Müminleri ve zalimleri yüzlerinde tanıyanlar, ancak A’râf ricalidir.
        Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak? (Nisâ 4: 41)
        Bütün insanları imamlarıyla çağırdığımız o gün, artık kimin kitabı sağından verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, hurma çekirdeğindeki küçük iplik kadar bile zulmedilmezler/haksızlığa uğratılmazlar. (İsrâ 17: 71)
         Bu ayetlerde, sadece Nebi Ahmed (s.a.a.)’den bahsedilmektedir. Ancak A’râf’takiler, birden fazla kimselerdir.
        A’râf, sadece bir kıyamet sahnesi değil, “İnsan-ı Kâmil” makamı, “İlâhî Velâyet Zat’ının” yeryüzündeki velâyet ya da imamet makamına tecelli yeridir.
        A’râf, sadece bir mekân değil, Allah şahitlerinin mizan yeridir. Onlar, ilmin kapısı, “Mutlak Nur”un tecellisi olan “Külli Nur” lardır.
        A’râf, sıradan bir yer değil, ilâhî izin; “Mutlak İlim Makamı”nın ve Rabbani Otorite’nin tecelli makamı.
        A’râf, Allah’ın izniyle Velâyet makamının bütün insanların amellerine şahitlik edenlerin makamı.
        Rivayetlere göre A’râf’taki rical/adamlar, en kâmil insanların yüksek mertebesi.
        Bu rical, on dört masumlardır. İmam Cafer-i Sadık (a.s.)’a sorulduğunda O: “Biz (Ehl-i Beyt) A’râf’ız. Biz simalardan tanırız.”
         Onlar, Allah’ın yeryüzündeki temsilcileri, hüküm verme makamı, arzın mizanı ve adaleti dağıtım mercileri.
         Bu rical, bütün ümmetlerin amellerine şahitlik eden, hakkı batıldan ayıran “Furkân”, ledün ilmine sahip ve Allah’ın izniyle şefaat yetkisine sahip kimselerdir!
         Onlar, yeryüzünde okunan Kur’an’ın canlı misali. Kur’an’ın ve hadisin hakiki müfessirleridir, onlar.
        Asrını yaşayan ve gelecek olanlar! Sakın, ilk günden bugüne kadar “Kur’an bize yeter” diyenler gibi olmayın. Atalarınızı taklit etmeyin. Şüphesiz, Ehl-i Beyt’siz bir Kur’an, mehcur/terkedilmiş, uzaklaşılmış bir Kur’an’dır.(Furkân 25: 30) ve Ehl-i Beyt’siz bir hadis, uydurulmuş, tahrif edilmiş ve ihtilâfa sebep olmuş bir hadistir.
        Sadece Kur’an diyenler, Ehl-i Beyt’in Velâyeti’ni, kutsi hadisi ve diğer sahih hadisleri ret edenler, tek kanatlı kuş gibi ya da sadece gölgesi olan ağaç gibidirler. Unutmayınız ki, Muaviye’nin ve İmam Ali’nin elindeki Kur’an, aynı Kur’an; şehid Ali Hamany’in elindeki Kur’an ile falan ya da filan bel’amın elindeki Kur’an’da aynı Kur’an! 7 Ekim 2023’ten beri halkı Müslüman olan coğrafyanın elindeki Kur’an ile İran ve Hizbullah elindeki de aynı Kur’an! O malum coğrafya, topraklarında ABD’ye üs verirken, hava sahasını emperyalist ABD ve Samiri Siyonistlere açarken; İran, Irak, Yemen ve Hizbullah bu evrensel zalimlerle savaşıyordu. İşte Ehl-i Beyt Velâyetine iman budur! Kur’an ve Ehl-i Beyt Velâyeti ile beraber olmayan kimseler, rüştüne ermemiş olan cahillerdir!
        Kur’an-ı okumak ve ezberlemekle beraber; onu Ehl-i Beyt (a.s.)’ten öğrenmek ve yaşamak daha önemlidir.
        Ehl-i Beyt Velâyeti’ni görmemezlikten gelenler, muhakkak ki yarın parmaklarını ısıracaklar. İlâhî kurtuluşun reçetesi, pusulası Ehl- Beyt (a.s.)’in velâyetini rehber edinmektir. Çünkü onlar, insanda eksik kalmış ya da uyandırılmamış veya üzeri perdelenmiş olan ilâhî ayeti potansiyeli uyandırmaktır.
        Ehl-i Beyt mektebinde irfan, Velâyet Nurunun hikmeti üzerine bina edilmiştir. Bu sebeple A’râf, insan-i kâmil makamının sembolüdür. Bu rical, Allah isimlerinin kâmil tecellileri olduğu için mahşerde toplananları simalarından tanıyacak ve Allah’ın izniyle varlıklar üzerinde tasarruf sahibidirler!
        A’râf üzerindeki rical; insanların dünya ve ahiret hayatındaki gerçek vesileleridir. Allah’ın izniyle onlar, hidayet imamları ve “Kurtuluş gemisi”, “İlmin şehri-kapısı” ve “Hıtta” kapısıdırlar.
        Onlar ve taraftarlarıdır, zulme ve zalime karşı kıyam edenler.
        Zalim ve kibirlilerin yeri, geçici dünya iken, izzetlilerin izzeti ebedidir.
                Ey âlemlerin Rabbi olan Allah’ım! Bizleri, A’râf’taki ricalin selâm verdiği toplulukla beraber kıl!
 
                                                                       Ahmed MUHTÂR
                                                                24 Nisan 2026/ANKARA
 
Tagged
Ahmet Muhtar
Comment