Bismihi Teâlâ!
Âlemlerin Rabbi olan Allah şöyle beyan ediyor: Yemin olsun ki, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık. Kalpleri vardır onunla idrak etmezler, onların gözleri vardır onunla görmezler, onların kulakları vardır onunla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, (hayvandan) daha çok dalâlettedirler. İşte gafil olanlar, onlardır (A’râf 7: 179). Allah, onların kalpleri ve kulakların üzerini mühürledi. Onların kalpleri ve gözleri üzerinde perde vardır. Büyük azab onlar için vardır (Bakara 2: 7). Yoksa sen, onların çoğunu işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha çok sapıktırlar (Furkân 25: 44).
Hakîm mevkide olan bir hakîm, suçsuz kimseye zulmederek ceza vermez. O, elindeki delilleri dikkate alarak suç işleyeni cezalandırır. Allah Teâlâ’da hiçbir zaman, kendisine, vahyine, vahyin birinci derecedeki muhatabı nebi, rasûl ve onun varisine Allah rızası için; O’nun gösterdiği yol üzere Allah ve seçilmişlerine itaat eden kimsenin kulağını, kalbini, gözünü, aklını ve fıtratını mühürlemez. Bu, O’nun adaletine, merhametine ve kerim sıfatına aykırıdır.
Eğer batıl olan sistemin tağutu, kendi nefsine ve halkına karşı fesat kapılarının açılmasına öncülük ediyor ve halkı da ona gönülden itaat ediyorsa, Allah ve nebinin hududuna tecavüz ettikleri için şüphesiz Allah, onların kalplerini, gözlerini, kulak ve fıtratlarını mühürleyecektir. Çünkü onlar bu cezayı hak etmişlerdir. Böyle toplumlar, yol bakımından hayvandan daha çok sapkınlardır.
Tağuti iktidarlar Irkçılık, ulusalcılık, bayrak-vatan sevgisi, dünya tutkusu, putçülük ve muhtelif ilah kültürü; korku, cehalet ve hak olarak gösterilen uydurulmuş din ile halklar aptallaştırılarak, köleleştirilerek ve kendilerine bağımlı muhtaçlar olarak iktidarlarını sürdürürlerken, Allah’tan bir rahmet olarak, kendi seçtikleri arasından bir ya da birden fazla kulunu gönderir. Gönderir ki, insanlar uyansınlar. Böylece Allah’ın ve gönderilenin yoluna tabiiler olarak ıslah olsunlar, kâmil olsunlar. Fakat ne yazık ki, tağuti iktidar ve taraftarlarının şiddetli zorbalığı, işkence ve sürgünle mazlumları mahrumiyetle baş başa bırakırlar. Allah tarafından seçilip gönderilenler, sabırla davetlerine devam ederler. Bu davetlerinde tabii olanlar iki kısımdır:
Çekirdek kadro ve sözde taraftar olanlar. Çekirdek kadro çok sınırlıdır; birkaç kişiyi geçmez. Mesela Âdem (a.s.)’in sadece oğlu Habil onun sadık kadrosuydu; karısı bile değil! Ona: Nuh (a.s.)’un, Lut (a.s.)’un ve Nebi Ahmed (s.a.a.)’in bazı hanımlarını da ilave edebiliriz.
İbrahim (a.s.)’e kaç kişi iman ettiğini kesin olarak bilemiyoruz. Ancak en sadık kadrosu: İsmail (a.s.), İshak (a.s.) ve fedakâr Hacer! Musa (a.s.)’ya en sadıkları kardeşi Harun (a.s.), annesi, kız kardeşi, Firavun’un hanedanından imanını gizleyen adam ve Firavun’un karısı! Samiri ve diğer İsrail oğulların sözde iman edenleri, zaman zaman ihanet edenlerdi!
Gerçekte İsa (a.s.)’ya iman eden birkaç Havari’den başkası değildi.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebi Ahmed (s.a.a.)’in de çekirdek kadrosu, birkaç kişi; iki elin parmakları kadar. Ali (a.s.), Fatıma (s.a.), küçücük torunları Hasan (a.s.), Hüseyin(a.s.), Hadice (s.a.), Zeynebî Kübra, bazı hanımları, Selman, Ebu Zer, Huzeyfe ve benzeri birkaç sahabe!
İmam Ali (a.s.)’nin sadıkları ise, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Zeynebi Kübra, Mâlik el-Eşter, Kamber, Habeşli Somalili!
İmam Hüseyin (a.s.)İn en sadakatli oğlu İmam Seccad (a.s.), Zeyneb-i (s.a.) Kübra, Ebul Fazl ve diğer yaranları!
Âdem (a.s.)’den; âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebi Ahmed (s.a.a.)’e ve onun gerçek varisleri, Allah’ın en sadık kulları olarak, her konuda donanımlı olmalarına rağmen, ilâhî ve nebevî iktidarı kurmaya muvaffak olamadılar. Hep azınlıkta kalarak, tağuti iktidarların yerine ilâhî ve nebevî adalet devletini kurarak, insanların inadı yüzünden, ilâhî ve nebevi iktidar örneğini sunamaya muvaffak olmadılar ve insanların çoğu, imtihanı kaybettiler! Allah tarafından seçip gönderilenler, hakkıyla görevlerini ifa ettiler. Ancak:
İlâhî ve nebevi inkılabın hedefine varması için en önemli saik: Lider, ilim ve halk! Zaman zaman, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen ilk iki vesile tam ideal ve kâmildi. Ancak halkın kabul ve reddi söz konusu olunca, ilâhî imtihanın sonucu da değişebilir.
1979 yılında zemherinin soğukları, Allah’ın izniyle ılgıt ılgıt esen baharın rahmet rüzgârına dönüştü. Âdem (a.s.) ile taşınan “Veliyul hamd” sancağının taşıyıcıları olan Ehl-i Beyt imamları ve onların en sadıklarından “Velâyet-i Fakih” olan Humeyni (r.a.), sancağı taşıyarak, Allah’ın ğaybî yardımlarıyla halkını bu sancak etrafında toplamayı başardı! Bu başarı: İlâhî ve nebevî vahyin, ilim ve hikmetin; başta Humeyni (r.a.)’nin ve İran halkının kalbindeki yansımasıydı. Kalplere tecelli eden bu ilâhî ve nebevî inkılap, dünya halkları üzerinde sarsıcı bir zelzele etkisi bırakmalıydı. Ancak her nebinin gelişini engellemeye çalışan aynı güruh ve şeytani zihniyet, yine sahnede yerini aldı. Bu inkılap, insanlığın kurtuluşu için büyük bir fırsat iken, dünya istikbarı ve işbirlikçileri; kendilerine bağımlı bütün medya ve diğer imkânlarını seferber ederek inkılap, henüz filiz halindeyken bitirmeye kalkıştılar. Benim gibi, çok az insan bu nura doğru koştu. Fakat daha sonra çoğu, bu ilâhî, nebevî; nebevî Ehl-i Beyt mektebinin inkılabına gözlerini kapatarak imtihanı kaybettiler. Tıpkı enbiyanın davetine arka çevirdikleri, duymadıkları ve gözlerini ilâhî nura kapattıkları gibi!
Birinci zelzelede İran halkı, şiddetle sarsıldı, yüzlerce fedakâr şehadet şerbetini kana kana içti, binlerce insan sürgün ve zindan hayatı yaşadı. Fakat âlemlerin Rabbine karşı olan tevekkül, sabır, iman, ilâhî rıza, Muhammedî ve Muhammed Ehl-i Beyt muhabbeti, onları daha çok kâmil kıldı ve ilâhî potadan eriye eriye imtihanı kazandılar, elhamdulillah!
İran İslâm İnkılabını ikinci zelzelesi ise, evrensel istikbarın ve hain işbirlikçilerinin İran’a karşı başlattıkları ve 47 seneden beri hala devam eden boykot, İran-Irak savaşı; ulusal değerlere bağımlılık esareti, ırkî, mezhebi ve tarihi bağnazlık engeli, cahili kültür afeti ve hamaset gibi İslâm dışı alışkanlıklar, İran’ın ikinci zelzelesi de halkları derin gaflet uykusundan uyandıramadı; öyle ki, inkılabın ilk döneminde nura doğru koşanların çoğu, emperyalist medyanın etkisinden kalarak, inkılaptan uzaklaşarak, önceki alışkanlıklarına rücu’ ederek, inkılap aleyhinde menfi tavır takındılar. Bunların çoğu, sözde okumuş aydın geçinen (!) yobaz zevattı.
İlâhî ve nebevi Ehl-i Beyt İran İslâm İnkılabının üçüncü zelzele dalgası, halkı Müslüman olan coğrafyadan çok, Batı Blok üzerinde şok etki bıraktı. Çünkü “Direniş Cephesi” hariç, halkı Müslüman olan coğrafyaların iktidarların tamamı, şu veya bu şekilde emperyalist blok ile beraber hareket eden zavallı hainlerdir. Halklarını tatmin etmek için, içi boş bir kınamayı geçmeyen sadece Siyonistleri, az da olsa ABD ve AB’yi “kınamayı” huy haline getiren kimselerdir. Bu kınamalar, şüphesiz kâğıt üzerinde kalan kınamalardı. Rizikolu kınamalardan uzak durmaya özen gösterirler. Sonra, saray mollaları vesilesiyle halk ve iktidarları arasında denge kurmak için beraberce seferber olurlar.
Batıl iktidarları tarafından kandırılmış, aptallaştırılmış, ulusal ve dini bağnazlıkları olsa bile, Batıdaki halklarının uyanışın temelinde, mahşeri vicdanın zalimlerin zulmünün tek taraflı idrak etmeleridir. Bu vicdan, kör bir vicdan değil, fıtratın sesidir. Eğer Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın, adil olmadığını söylüyorsa (Cumhuriyet, Güncelleme: 6.06.2026, 16 00 00), eğer İspanyol aktör Javier Bardem: “Gazze” de soykırım, Batı Şeria’da etnik temizlik ve apartheid devam ediyor” diyorsa(Anadolu Aj.aa.com.tr) bu, mahşeri vicdanın zelzelesidir ve bu zelzelenin müsebbibi: İran İslâm İnkılabının etkisidir.
Bu vicdan, şüphesiz filiz verecektir. Çünkü bu, ilâhî ve nebevî bir müjdedir.
28 Şubat 2026 ABD-Siyonistlerin İran’a saldırısı, başta şehit Rehber Ali Hamanai ve diğerlerin şehadetiyle devam eden savaşta, Siyonistler ve ABD büyük bir yara alarak, pes etmek mecburiyetinde kaldılar. Bu savaş, ABD ve Siyonistleri yalnızlığa itti. İran’ın savaşı, dünyada büyük bir şok etkisi bıraktı. İlâhî ve nebevi kararlı duruşu, düşmana karşı tavizsiz davranışı ile Batılıların ufkunu açtı ve Trump’ın bütün yardım çağrılarına kulak tıkadılar. Batı halkları meydanları boş bırakmadı, hatta Siyonistlerden az bir kesim bile! Öyleyse dünya halklarının uyanması için İran, her zaman gündemi taze ve canlı tutmalıdır ki ilâhî ve nebevi Ehl-i Beyt İnkılabı taraf kazansın ve inkılap çabuk hedefine varsın. Şüphesiz bu inkılap, muhakkak gerçekleşecek ve zulme karşı adalet hükümran olacaktır. Bir taraftan bu zelzelenin artıları hâlâ devam ederken, en büyük zelzelenin müjdecisidir. Bu ilâhî ve nebevi Ehhl-i Beyt inkılabı muhakkak iktidar olacaktır. Yemin olsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da: “Şüphesiz arza salih kullarım varis olacaktır” diye yazdık (Enbiya 21: 105). Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; hâlbuki Allah, kâfirler (,münafıklar ve zalimler) hoşlanmasalar bile nurunu tamamlayacaktır (Saff 61: 8)
Bunun mimarları ise, Ehl-i Beyt takipçileri ve başta İran olacaktır, Allah’ın izniyle!
Öyle bir şuur, sabır ve tefekkür ki, İran Cumhurbaşkanı muhterem Mesud Pezeşkiyan’ın, 24 Haziram 2026 tarih: Saat 21’de kanal (a ) da dost elini bir kez daha halkı Müslüman olan; emperyalistlerle işbirliği yapan ve Müslümanların topraklarını zalimlere üs olarak kullandıran işbirlikçi iktidarlarına uzatarak mesajında şunları dile getiriyor: “Yeni bir güvenlik mimarisi kurmak amacıyla Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dâhil olmak üzere İslâm ülkelerine dostluk elimizi uzatıyoruz. Bölgenin karşı karşıya olduğu ümmetin işbirliği hayati öneme sahip.”
Gözleyelim; bakalım aklını kullanacaklar mı?!
Ahmed MUHTÂR
Aşura 1448- 25 Haziran 2026/ANKARA
Kerbela Şahı Sarallah İmam Hüseyin’in; şehit yarenlerini ve bugüne kadar Ehl-i Beyt mektebine gönül veren tüm şehitler için tesliyetlerimi arz ederim.